24 Haziran 2021 Perşembe

TÜM KAPILARI KİLİTLE - RİLEY SAGER (ÖZET)

 Bir okudum bitti yazısı ile tekrar geldim. .

En son paylaştığım gibi 'Tüm kapıları kilitle' romanı okuyordum.

Artık bitirmiş bulunmaktayım..


Dikkat dikkat BU YAZI SPOİLER DEĞİL DİREK KONUYU İÇERİR!!


Sonra vay efendim Gizem her şeyi anlatmışsın demeyin..


Hatırlarsanız Jules ev bakıcılığı yapmak için Bartholomew'e ev bakıcısı olarak taşınmış. Sonrasında kendisi gibi ev bakıcısı olan Ingrid ortadan kaybolunca ortalık iyice karışmıştı...


İngrid kaybolmadan önce Jules'e Barholomew'de kötü şeyler hissettiğinden bahsetmiş ama başka bie şey söylememiştir. Bu konuşmanın ardından Ingrıd de kaybolunca Jules Bartholomew'in geçmişinden şüphelenip araştırmaya başlamıştır.

Olaylar hiçte iç açıcı değildir. Çatıdan atlayarak intihar edenlerden tutun da yatılı hizmetkarın öldürülüp tüm hayati organlarının çalınarak öldürülmesi hatta 1920lerde altın kadeh tarikatına uzanan bir olay silsesi içermekte.

Hal böyle olunca Jules bu işin peşine düşüyor. Çünkü kaybolanlar hep ev bakıcıları ve sırada kendisi de olabilir. Ingrıden bir mesaj bulabilirim umuduyla daha önce birbirlerinde not yollayarak konuştukları yemek asansörüne bakar ve tahmin ettiği gibi Ingrıd gitmeden ona bir not bırakmış kendisini depodaki kendisine ait olan bölmeye yönlendirmiştir.

Jules oraya gittiğinde ise sadece bir ayakkabı kutusu ve içinde bir silah ile karşılaşır..

Peki Ingrıd bu silahı aldıysa neden onu da yanına almadan burayı terketmiştir. Yada gerçekten terketti mi?


Kuralları çiğneme pahasına Barhlomomew de bulunan diğer sakinlere tek tek sorar fakat herkes sözleşmiş gibi herkes görmediklerini yada bilmediklerini söyler. Ingrıd evden çıkmadan onunla karşılaşanlar bile olayı aydınlatmak için bir şey söylemez.


Bina sakinlerinden olan kapı komşusu der Nick'ten yardım ister ve alt kata Ingrıdın dairesi inebilmek için yük asansörünü kullanmak ister Nick ye yardım eder.

Ingrıdın dairesine girdiğinde etraf sanki daha önce orada biri yaşamamış gibi boştur sadece kitaplıkta Greta'nın  kitabı olan Ingrıd için imzaladığı `bir hayalperestlik yüreği` adlı kitap vardı içerisindeyse  'sevgili ingrid seni tanıdığıma çok memnunum gençliğin bana hayat veriyor sevgiler Greta Maneviler' yazmaktadır.


Sonrasında ise daireden çıkar ilerleyen günlerde ise Greta kendisine Ingrid'i bulmak için yardım eder ona barınaklara da bakmasını söyler bunun üzerine Jules rota değiştirir ve barınağa gider orada da Ingrid'i bulamaz evsiz bir kadın olan Bobie ile tanışıp eğer Jules'i görürse onu aramasını söyler ve oradan ayrılır.


( bu arada kitap şimdi ve öncesi olarak bölümlerden oluşmaktadır)


Günlerden Bir gün Jules dairesine girince anahtarlarını kenara koyacakken yerdeki ızgaraya düşürür. Izgarayı açtığındaysa içinde bir telefon olduğunu görür. Telefonu açabilmek için ingridin arkadaşı olan Zeke'ye ulaşır bu iş pahalıya patlasa da  bunu göze almak zorundadır. Çünkü telefon kendisi gibi ev bakıcısı olup ortadan bir anda kaybolan ve buraya ilk taşındığında kayıp afişlerini gördüğü Erica ya aittir.

Zeke buluşma yerine yanında biri ile gelir bu arada Jules kendisi gibi bakıcı olan Dylan ile tanışmış buluşmaya onunla gitmiştir.


Zeke'nin  yanındaki kişi telefonu açar ve Jules'e teslim eder..


Telefonda önemli bir mesaj yoktur sonrası fotoğraflar ve videolara geliyor. Çoğu normal evin içinde Central parkta çekilmiş fotoğraflar..

Son videoya baktığında kalbi sıkışacak gibi olur 4 ekim tarihli..

Erica'nın kaybolduğu gece..

Videoda orada ne olduğunu bilmediğini ama gözentlendiğini düşündüğünü  ters giden bir şeylerin olduğunu söyler ve ardından kapı tıklatılır ve Erica irkilerek 

'Hassiktir bu o Adam diyerek' videoyu bitirir.


Akşamında kapısı çalınır ve gelen Gretadır konuşmaya gelmiştir yanında da imzalı kitabı vardır bir hayalperestin yüreği.. Greta gittikten sonra Jules nota bakar ve yazıda aynen şöyle yazmaktadır

`...çok memnun oldum gençliğin bana hayat veriyor` 

Hemen kütüphaneye gidip bu daireye geldiğinde aynı kitabın başka bi nüshasını bulup bakıyor ve yazılar hep aynı Erica ve Ingrid'in de kitabında olduğu gibi...


Kitabın ilerleyen zamanlarında Julese Ingrid'in mesaj gelir ama mesajlar hep kısa ve nettir Jules emin olmak için ona tek bir soru sorar

'Benim takma adım nedir?' 

normalde 'JUJU' demesi gerekirken 

'Tuzak soru senin takma adın yok' 

diye mesaj gelir. Bu konuşmayı daha önce Nick'in dairesinde Jules'in koluna pansuman yaparlarken konuşmuşlardır. Nick Jules'e adının tam olarak Jules mi olduğunu yoksa takma adımı olduğunu sormuş Jules'te bir takma adı olmadığını söylemiştir. Juju lakabını ona Central Parkta ilk buluştuklarında Ingrid takmıştır. Bunun üzerine Jules endişelenir ona mesaj atan kişi Ingridin değil Nick'tir. 

Bir kaç dakika sonra kapısında nice (yan komşusu doktor) gelir ve geçen gece için pişman olmadığını ama vs. anlatır ama Jules kapıyı açmaz ve buna cevap vermez..


Jules tarihleri karşılaştırdığımda Erica'nın telefonundan kaybolmadan ve olayları öğrenemeden önceki aramalarına bakar ve Marjorie Milton adında bir arama çıkar buda ÖLÜMÜYLE Bartholomew de en az iki ev bakıcısına yer açan ama aslında ÖLMEMİŞ OLAN kişidir..

Jules Narjorie'nin adresini bulup onu bulur ve yolunu keserek sorarcasına sadece kısa bir süre orada bulunduğunu bu konu Hakkı'nda açıklama yapamayacağını söyler ve gitmeye çalışır Jules insanların ortadan kaybolduğunu söylediğindeyse geriler ve kaçmak için adım atar o esnada kolunu tutan Jules Marjorie'nin ceketini arbedede kenara kaydırır ve yakasında ufak bir broş vardır bir ourobros yılanı


Bu yılan kitabın başlarında Nick'in evindeki tabloda da yer alıyor.


Yılan yeniden doğma ve ölümden sonra hayat anlamını taşıyor..


Daha sonra yaptığı araştırmalarda da Barholomewdeki diğer olayları açığa çıkarıyor satanizm kurban etme ayinleri gibi...

Araştırmalarında Cornelia Swanson adında biri var bu kişinin hizmetçisi öldürülmüş ve fotoğraflarını gördüğü kişi Nick'i aile albümünde de var ve onun torunu da Gretadır Manville 


Evet haklısınız ortalık iyice karıştı..


Ama merak etmeyin sona gelmek üzereyim...


Ertesi gün Jules'in telefonu çalar ve arayan Bobbie kendisi ile Ingridi bulduğunu söyleyen bir konuşma gerçekleştirir ve Jules koşarak barınağa gider ve EVET INGRİD ORDADIR


Ingrid'i ona her şeyi anlatır. Erica ile konuşmasında geçen Greta'dır daha önce 12-a yani Jules'in dairesinde oturduğunu onun dairesi olduğunu daha önce de Cornelia Swanso'nun olduğunu orada da hizmetkarı Rubby'yi de ouroboros için kurban edildiğini öğrenir. Ingrid'i gerçeği anladıktan sonra eline biraz geçtikten sonra kaçmayı düşünür ama elinde hiç parası yoktur Leslie (oranın müdürü gibi bir şey) borç ister ama Lesslie bir şart sunar eğer Julesi yaralarsa o parayı verecektir be Ingrid'i bunu kabul eder Jules'in ilk geldiği gibi Jules'i yaralar ve anlaşmadaki gibi parasını bekler fakat parayı alıp kaçacağı gün nice kapı kilitli olmasına rağmen  dairesindedir. O gece de zaten Jules alt daireden sesler duyup ingrid'i kontrole gelmiştir ingrid'i kapıyı açtığındaysa yarım açmış ve sahte gülümseme ile karşılaşmıştır zaten o günden sonra kaybolmuştur..

Ama eğer o gece Jules alt kata inmeseydi ingrid'i anahtarlığındaki biber gazını nice sıkıp kaçamayacaktı.. Evet kaçmıştı son parası ile aldığı silahı alamadan oradan kaçmıştı..


Gerçekleri öğrenen Jules hemen Barhelemowa dönmek için yeltenir çünkü dolan hala oradadır ve ona olanları anlatıp onu da oradan çıkarması gerekmektedir bir plan yapar sadece aile albümünü alıp dolan ile konuşup oradan çıkacaktır çünkü bu gece mavi ay vardır ve her an her şey olabilir.


Dylan'a mesaj atar yalnız dolandan cevap gelmez Dylan'ın evine girer ve içeride sahte gülümsemesi ile Lesslie vardır geç kalmıştır onu da diğerlerinde olduğu gibi almışlardır.

Hiç bir şey söylemeden evine Koçar yukarı çıkar aile fotoğrafını alır ve kapısını kilitler aşağıya indiğindeyse Nick karşısındadır elinde arkasında bir şey saklamaktadır..

Bir şok tabancası


Jules sonralarda kaçar tabii asansörse girer Nick'in kolu içeride kalınca kolu sıkışır ve şok tabancası düşer..


Jules tabancayı alıp çıkışa yönelir ve orada da onu Charlie( girişteki güvenlik) beklemektedir ve onun geçmesine izin vermez ' seni bırakamam Jules bana kızımı vaat ettiler' der

Jules şok tabancasını Charli de kullanıp kaçar.

Kaçtığı sırada ise kamyon çarpar sonrasında ise hastanededir..

Aslında değildir Nickim ve diğer doktorlarının oluşturduğu Barhelemow da ki hastanedir. Sürekli uyutulur uyanır uyandığında ise vücudunun bazı yerlerinde derin acılar olduğunu görür.. Odasına Nick geldiğindeyse gerçeği öğrenir böbreğini almışlar ve Gretaya yani yazara vermişlerdir bir sonraki aşama ise karaciğeri sonraki aşama ise kalbidir kalbi de Charlie'nin kızı için kullanılacaktır.

Barholomewin kuruluş amacı hep bellidir İspanyol gribi salgını başladığında zengin kısımı korumak için Nickin dedesinin dedesi burayı inşaa eder amaç zengin kısmı burada toplayıp (doktor yazar avukat vs.) rahat ettirmektir alt sınıflara ise ilaçlarını bulmak için çeşitli deneyler yapılır(hizmetkarlara)

Ölümden sonra hayat


Amaç hep aynıdır zenginlerin yaşanmasını sağlamak sonra da Bartholomew ünlü ama hayati organları zarar görmüş yani karaciğeri iflas etmiş kişiler başvurur ev bakıcıları ise bu iş için alınır. Genelde kimsesi olmayan paraya ihtiyacı olan kişiler gelir her hafta sonu para onlar için altın değerindedir ama kişilerin bir anda kaybolmasının sebebi de organ donörünün için sıralarının gelmiş olmasıdır..


Greta ertesi gün Greta Julesin odasını ziyarete gider teşekkür için. Ve yarın taburcu olacağını söyler taburcu olması demek yeni biri için oda açılması yani karaciğerinin de alınacağını söylemesidir.


Bunu üzerine kendine haplarını vermeye gelen hasta bakıcısının çakmağını alan Jules aynı gece odasını ve diğer katları ateşe vererek oradan kaçar kaçarken bir ara Lesslie yakalanmak üzereyken bir yere saklanır ve Greta ile göz göze gelirler eğer Greta sesini çıkartırsa yakalanmak üzeredir ama Greta sadece git buradan çabuk ol der.


Odadan çıktığında ise Leslie'nin açık bıraktığı kapıya Nickin dairesine girer kapı kilitlidir ama mutlaka kaçacak biner vardır çünkü bütün daireler birbiri ile bağlantılıdır. Kaçacaksın Nick ile karşılaşır elinde Ingrid'in tabancası ama tabanca ateşlemez Nick'de korkma seni vuramaz bizim için değerlisin der.  Zaten yaralı ve dikişleri açılmış olan Jules mutfak tezgahına dayanıp diğer eliyle bıçak almaya çalışıyor ve kendi boğazına dayayıp keseceğini söylüyor.. Nick onun yanına gelip bıçağı almaya çalıştığında ise bıçağı Nicke saplıyor ve diğer katları da yakarak oradan kaçıyor 

Kaçarken yine Charlie ile karşılaşıyor ama bu sefer Charlie onu durdurmuyor o her şeyin bittiğinin farkında.. Dışarıyı çıktığında 12-a da dumanların arasında Nick'i görüyor

Polisler arkasında ama onlara aldırmıyor.

Aşağıya bakıyor parka ve onun ardındaki şehre sonra dedesinin dedesi gibi Nicholas'ın Bartholomew Aşağıya atlıyor


Altı ay sonrasına gidilir


Jules Chloe'nin dairesinde kalmaktadır. Ingridi ve bobin beraber ev tutmuş Chloe ise erkek arkadaşını evine taşınmıştır..


Yangıdan kurtulan yangındaki herkes suçlarını tek tek itiraf etmiş ve ona uyun ceza almışlardır der Warner arka çıkıştan sonra şakağına sıkıp intihar etmiş Lesslie de kaçarken yakalanmıştır

 Jules ise Lesslie isimdir bir mektup yazmış hapishanede uyması gereken kuralları yollamıştır listenin başında ise 'hiçbir geceni hücren dışında geçirmeyeceksin ' yazılıdır.

 Tek bir kişi ne ölüp nede ceza almıştır. Greta Maneville

Bir yanı Gretadır ceza almasını isterken diğer yanımda o olmasaydı kurtulamayacağının bilincindedir ve Greta ondan bir parça taşımaktadır böbreğini...

Ve o gün gitmeleri gereken önemli biner vardır Bartholomew in yıkılışı..


Onca yıllık şöhretine rağmen belediye hiçbir zaman tarihi eser statüsü almamış Barholomew ailesi böyle istemiş tarihi ünvanı daha çok dikkat çekmeleri anlamına geleceğinden..

Nick öldüğü için ve bina tarihi eser olmadığından binayı satın alan gayrimenkul şirketi derhal yıkım kararı almıştır

Aklı başında kimse karaborsada organ ticareti için kullanılan bir daire satın almak istemez çünkü..

.. Ve kitap Bartholomew in yıkılışı ve Jules'in gözyaşları ile son buluyor

Dolan için

Erica mekan Ruby ve birçoğu için 

Ailesi için

Belki hala bir yerlerde olan yada olmayan kayıpsız kardeşi Jane için...


24 Mayıs 2021 Pazartesi

TÜM KAPILARI KİLİTLE - RİLEY SAGER


 Herkese merhaba..

Bugün yine yeni bir kitap yorumu ile geldim

Yeni kitabımız ; Riley Sager'in tüm kapıları kilitle adlı kitabı..





 Bu kitabımızda Boş Oda gibi bir evde geçiyor evet (zaten aradığımda aynı konuda olan bir kitaptı tesadüf değil yani :) )


Kısaca konusu şöyle;


Jules adında kızımız işinden yeni ayrılmış ve o gün eve erken geldiğinden erkek arkadaşı Alex'i başka bir kızla evde basar. Bunun üzerine ise Jules evden ayrılır ve yeni bir ev arayışına girer.

 New York'ta çok havalı bir bina olan Bartholomew'da bir iş-ev bulur yani 3 ay boyunca hem ev bakıcısı olarak orada kalacak hem de 3 ayın sonunda karşılığında on iki bin dolar alacağı bir yer bulur.

Bu geri çeviremeyeceğim bir tekliftir...

Ve bina yılar önce kız kardeşi ile okudukları kitabın geçtiği yerdir

Bir hayalperestlik yüreği


Yalnız bazı kurallar vardır; ziyaretçi yasaktır ve geceyi evde geçirmek zorundadır.


Bir gün kendisi gibi ev bakıcısı olan Ingrid hiç haber vermeden ortadan kaybolur.  Telefonlarına cevap vermiyor ve aramıyordur.


Bu durumdan şüphelenen Jules bu işin peşine düşer..


Ingrid neredeydi? Sanıldığı gibi Bartholomew ile mi alakalıydı?..

Bartholomew'in sırrı neydi?..



Kitap ilk sayfalarda  beni fazlasıyla sıktı. Yani kızın maddi durumunu anlatmak için bazı betimlemeleri gereksiz uzatmışlar bazı yerlerde kitabı bırakmayı bile düşündüm. Ama az daha sabredince normal düzeye döndüğünden daha akıcı bir hal aldı.


Sonunu bende bilmiyorum şuan çünkü bitirmek için sabredemedim.

...çünkü sevdiğim kitapları hemen bitmesin diye hızlı okumayan biriyim :)


Yeni kitapta görüşmek üzere 


                                                                                                        Giz...


17 Nisan 2021 Cumartesi

Dreda Say Mitchell - BOŞ ODA



Hala bireylerde kitap yorumu okuyanlarınız varsa bende yazmaya geldim.
Bu sefer biraz konsepti değiştirelim istiyorum..
Geçen gün markette evin eksiklerini tamamlarken ayaklarım yine beni kitapların olduğu bölüme götürdü.Oysa bi tık da uygun oluyor diye genelde internetten sipariş veririm (eh ne yapalım devir tasarruf devri) ..ve yeni internetten kitap sipariş vermeme rağmen YİNE kendime engel olamayıp aldım






İş güç çizim derken pek zaman bulup başlayamamıştım kitaba.

Anca elime almış bulundum..

 

Hepimizin üniversite yıllarında yada iş için şehir değiştirdiğinde başına gelmiştir elbet 

Kiralık Oda yada ev arkadaşı muhabbetleri.

(Gelmediyse aman diyim yalnızlık candır, kendi düzeninizi kurun kimseye ihtiyacınız olmasın)


  Her neyse efenim kitabımızın konusu özetle;

Eski dönemlerden kalan bir ev ve o evde bir odaya kiracı arayan aileyi konu alıyor..

Kitabın başında (dikkat ufak spoi saldırısı yiyebilirsiniz)

Odada kendini asmak üzere olan bir adamın son anı ile başlıyor ve sonraki bölümde ev ilanı ve baş rolün konuya dahil olması ile devam ediyor..

Dediğim gibi kitaba dün gece başlayıp sadece birkaç sayfa okudum.Aslında gayet güzel bir konu ama kitabın anlatılış dili beni rahatsız etti. Yani mesela “Uzun koridorlu evde yavaşça ve meraklı bir şekilde yürürken içim ürperdi” değilde “... içim ürperiyor. .... adam geliyor beni buluyor.” Şeklinde ele alınmış( kitapta böyle bir cümle yok ağır salladım :) )


 Diyeceğim o ki şimdiki geçmiş zamandan çok -di’li geçmiş zaman kullanılsa kitap daha rahat okunurdu gibi. Çünkü ister istemez “eve giri-yorum” yazan yerleri “eve gir-dim” şeklinde düzeltme dürtüsü duyuyorum. 

Yinede okumaya çalışacağım..


Kitap tamamen bittiğinde tekrardan yazının kenarına iliştireceğim.


       See you Later =)







19.04.2021*


Okudum bitti editi ile tekrar buradayım..

Geçen sefer kitabın arka yüzündeki yazıyı buraya yazmadığımı farkettim onda da küçük bir düzenleme yapmak isterim..




Tek kişiye kiralanacak çift kişilik, güzel bir oda.
Lisa, geçmişi sorunlarla dolu genç bir kadındır. Bir gün büyük bir evde; kiralık, güzel bir oda bulunca şansına inanamaz. Ev sahipleri kibar ve misafirperver bir çifttir. Lisa yaşadığı odada bir intihar notu bulana kadar her şey yolunda gider. Ancak ev sahipleri bu odanın ilk kiracısının Lisa olduğu konusunda ısrarcı olunca, Lisa kendisinden ve bulduğu nottan şüphe duymaya başlar.



Lisa, bu odada ondan önce yaşayan adamın sırlarını açığa çıkarma konusunda inatçı olunca, esrarengiz olaylar yaşanmaya başlar.
Evin dört duvarına sinmiş sırlar giderek Lisa’nın üzerine kapanır. Gerçeğe doğru ilerlerken, kendini neyin gerçek olduğunu bir türlü ayırt edemediği aynalarla dolu bir cehennemde hissetmeye başlar…
Odanın ilk kurbanı kimdi?
Lisa odanın sırrını çözebilecek mi?


Nitekim kitabı bitirdim Lisa'nın gerçeğe giden yolculuğuna tanık oldum puanlama yapacak olursam

8/10 onun sebebi de malum  zaman eki onun haricinde gayet okuyucuyu yormadan okunacak bir romandı..

Yeni kitap yorumunda görüşmek üzere..





20 Kasım 2020 Cuma

  


Sanki kar yağışlarının ardından, uzun süren kar yağışlarının ardından, sevimsiz bir lunaparkta, kimsesiz bir atlıkarıncadaydım...

                                  -Edip CANSEVER

13 Ekim 2020 Salı

Hayat ne kadar acımasız...
...ya da biz ne kadar iyi niyetliyiz de ne olursa olsun bardağın dolu tarafından bakıyoruz hep olaylara...


İnciniyoruz hatta yanıyor, Anka Kuşu gibi küllerimizden yeniden doğuyoruz adeta..


Parçalanıyor, kırılıyor dağılıyoruz hatta...


Sesimiz kısılıyor çoğu zaman susmaktan ama satır aralarında çığlıklarımız duyulmuyor hiçbirzaman..


Garip

"Her şey iyi olacak" diye çıkılan yolda

"Her şey ne ara bu noktaya kadar geldi" diye bakakalıyorsun.

Ne kül kalıyor geriye sonra

Ne de yeniden doğmak...

Kolumuz kanadımız kırık

Başbaşa kalıyoruz hayatta

Sahte gülümsememizi takınarak...

                                                                            Giz..






4 Temmuz 2020 Cumartesi



Herkese merhaba. Bu sefer kısa bi yazıyla geldim aranıza..
Gelen yorumlardan açıklama isteği duydum;
Blogumu çok önce açtım ve orada anlık aklıma gelen ilhamla yazdığım yazılara yada önceki kayıtlarıma yer verdim daha çok.
Yani şu anda o yazıların duruyor olması benim hüzünlü olduğum aşk acısı çektiğim anlamına gelmiyor değerli takipçilerim :)
Bomba gibiyim anlayacağınız!
Arada hüzünlü cümleler geliyor tabi aklıma ilhamla beraber onları da kağıda döküyorum hemen.

Yazılarımı okurken keyif almanız dileğiyle :) 
Şimdilik hoşçakalın 🌺


                                    Giz...

2 Mayıs 2020 Cumartesi

Amazon kindle e-book incelemesi (Biraz da sohbet)

Uzuuuun bi aradan sonra herkese yine yeni yeniden Merhaba!

Buralara çok çok fazla ara verdiğimin farkındayım.. Ama hayat koşuşturmacası işte insan bir kere akıntıya kapıldı mı o yönde savrulup gidiyor geriye doğru yüzmek kulaç atmaksa tam bir fiyasko ben de bu bağlamda doğru yaptığımı düşündüğüm şeyi yaparak kendimi akıntı yönüne boylu boyunca (yaklaşık 1.50 kadar :D) bıraktım.. Eninde sonunda akıntı sakinleyecek bende kendimi her zamanki köşeme usulca çekecektim, çünkü köşe yastığı olmak bunu gerektirir..
Bayadır aklımdaydı aslında bloğa geri dönmek yeni başlıklarla, sanırım o gün bu gün.. 
Kah bozuk klavyesi kah sıkıntılı laptop (ve aklınıza gelemeyecek hayat zırvalıkları..) derken seneler geçmiş..
Olsun geçsin.. Ben yeter ki içimdeki yazma tutkusundan vazgeçmeyeyim o bana yeter..
Şimdi Efenim yılar sonra bi inceleme yazısı ile karşınızdayım kendisi benim bir numaralı ekibmanım olur!!
Sanırım kitaplara olan tutkum lise yılarımda daha da arttı aklınızın alabileceği her yerde her saniyede kitap okuduğum dönemlerim Hocaları illallah ettiriyordu.. Arkadaşlarım hocaların zoruyla ZORLA test çözerken ben bi şekilde hep kaçak kitap okuyordum..Çoğu zaman harçlıklarımı biriktirirdim kuzenimle okul çıkışı biyere gideceğimiz zaman ben dayanamaz orijinal bi kitap alır tüm paramı bitirirken aç olan taraf yine ben olurdum kuzenim her defasında 
'Noldu aç mı kaldın? Kitabını ye!' diye şakalaşır sonra dayanamaz birşeyler ısmarlardı. Az kahrımı çekmedi bu konuda hakkını yiyemem :D
Sonrasında çocukluk ardakaşımın halasının hayatıma girmesi ile kitap okumak daha büyük zevk oldu..Özlem Hala da Her zaman yeni kitap vardı tamda benim seveceğim tarz da fantastik/bilimkurdu polisiye
 DAHA NE İSTEYEYİM BE !!!
Her gittiğimde serinin bikaç kitabını çantama doldurur gelirdim..
Bazen de orada olduğum süre zarfında Özlem Halaya kitap okurken denk gelmişsem bende iştahlanır başlardım sayfaları yalayıp yutmaya (şuan yazıyı bitirip kitap okuyasım var a dostlar)
Annemle misafirliğe gittiğimizde bile bi dönem misafirliğin ortasında hep kitap kulaklık kombinasyonu ile kendi dünyama çekilirdim
pişman mıyım?
ASLA !!!
Az çok anlamışsınızdır kitaplara olan ilgimi..Üni zamanı okuma sayım ciddi düştü toparlayana kadar canım çıktı çünkü bana keyif verdiğini sevdiğimi bildiğim bişeye başlayamamak beni fazlasıyla üzüyordu..
Bi dönem yine kaptırdım kendimi okumaya sonra bir kitaba geldim ki AMAN ALLAHIM ciğerimi bıraktım o kitabı okurken hemen size de adını vereyim çoğunuz biliyorsunuzdur  
'Uçurtma Avcısı'nı 
(ne kitaptı be..)
 O kitaptan sonra yine uzuuun bi süre hiçbir şekilde bir kitabı okuyamadım okusam da o kitaptan aldığım hazzı alamadım diye kapağını kapatıp birdaha açmadım..
istanbula taşındığımdan çoğu kitabımı Yalova'da bırakmıştım İstanbul'daki evime taşısam da yine olmadı olduramadım yeni kitaplar aldım ama yok anam yok OKUYAMIYORUM! Hevesleniyorum tam açıyorum gözler kapanıyor e diyorum işte yorulmuşum uyuyayım bari aa bak noldu yine okumadım derken böyle aylar hatta yılar geçti. Dedim tamam Gizemciğim bitmişsin sen  ifla olmaz bir kitap kurdu değilsin artık haftada 3 kitap bitirdiğin günleri unut... ince kitaplar alayım bari dedim onlardan da bi cacık anlamadım ki hemen bitiyor (cidden seveniniz var mı incecik kitapları?)

İşte derken böyle bir savaş halindeyken kendimle bu bebek ile tanıştım iyiki de tanıştım.
Tamam kabul her zaman kabul hiçbirşey o güzelim kitapların yerini tutmuyor.. Kitap kokusu duymadan okumam düşünülemez ama benim gibi kalın romanları seviyorsanız ve ne zaman kitap okumak isteyeceğiniz belli olmuyorsa gerçekten ideal(miş) ilk başta baya zorladım sonrasında içine attığım bir kitaba 'Bakalım bu nasıl bişeymiş' diye başlayıp sonuna kadar geldim. (yazar burada  Bayan Peregrine'in tuhaf çoçuklarından bahsediyor incelemek için tıktık)
Sonra e-bookun ne güzel bir nimet olduğunu farkettim at çantaya işte molada otobüste cafede nerede istersen oku.         (istiyosan tuvalette oku kardeşim.. boş zamanı değerlendirmek bizim işimiz kıps kıps)

Size biraz özelliklerinden bahsetmek istiyorum izninizle

Bendeki baya eski model (2014 yılı)
sarj ettiğimde 1 aya yakın gidiyor belki daha çok okusam daha hızlı biter sarjı..
Backlight olayı olmadığından asla ama asla göz yorma ağrı yapmıyor, bildiğiniz kitap sayfası gibi okuyabiliyorsunuz ama maalesef dediğim gibi backlight olmadığından karanlıkla yada loş ışıkta okumayı unutun bende ona kitapların için aldığım ışıkla çözüm buldum..


E-book'unuzu standart bir usb kablosu ile sarj edebilirsiniz.
(Burada da Kindle için bi arşiv mevcut tıktık )
..gibi sitelerden emobi formatında kitap indirip sonrasında usb kablosu ile bilgisayarınıza bağlayıp içerisindeki dosyaya kitabı atabilirsiniz.. 

Dosya aktarmak için sırasıyla yapmanız gerekenler;
Bilgisayarım - Kindle dosyası - Documents dosyası
İndirdiğiniz e-book dosyasını sürükleyip Documents dosyasının içine taşıyarak e-bookunuza atabilirsiniz.
Bazen istediğiniz kitabı mobi formatında bulamayabilirsiniz onun içinde
Calibre programı mevcut.
Buradan da PDF yada farklı uzantıdaki kitabınızı kindle için mobi formatına getirebilirsiniz.
                    Anasayfa görünüşü

           Your Library kısmından yüklü 
       kitapları görebilirsiniz

               Ayarlar kısmında wifi'ye bağlanacağınız bir seçenek de mevcut

   Wifi'ye bağlandıktan sonra store kısmına girip kitap satın alabilirsiniz


     Ayrıca e-bookta okuduğunuz bölümlerde önemli bulduğunuz kısımları note edebilmeniz için de bir bölüm mevcut.

Not etmek istediğiniz 'önemli' kısmın üzerine uzun dokunup bitirmek istediğiniz yere kadar sürükleyip bırakın. Daha sonrasında ise 'Note' seçeneğine tıklayın.
Açılan sayfada notunuz için başlık oluşturabilirsiniz.

Buradan da e-book'unuzdan not aldığınız kısımları görüntüleyebilirsiniz. Yapmanız gereken; ekran seçeneklerini görmek için ilk sol köşeye tıklamanız sonrasında sağ traftaki 3 noktaya basarak 'Notes' bölümüne girmeniz.. Bukadar basit :))

İşte bugünlük incelememiz bu kadar arkadaşlar..
Eğer sizde benim gibi okumayı seviyor ama kitapların ağır olması işe okula yada dışarı çıktığınızda sizi zorda bırakıyorsa   e-booka yönelebilirsiniz sevgili okurlarım

Bol okumalar!!
kitap kurdu olmaktan asla ama asla vazgeçmeyin :)

See you!💋




31 Ocak 2017 Salı

8

Aslında her şey onun muhteşem bir detay olup
benimse detayları sevmem ile alakalı...
Her şey şiir gibi oluşu 
ve
Benim şiirleri özümseyerek okumamla
Aslında her şey onunla kaybolmakla alakalı
Onunla kendimi bulmamla..
Aslında her şey yarım bir hayat ile alakalı,
Bir bütünü oluşturmakla...

                                                                                   Giz.


                                                           

8 Ekim 2016 Cumartesi

An..

Buna da olsundu dedim bir kez daha...
En azında aynı anda yudumlamıştık rakımzı.
Aynı anda akmıştı alkol damarlarımızdan
Aynı anda, aynı duyguları hissetmiştik.
Birbirimize yakın,
Ama bir o kadar uzaktık.
Uzansak tutacak gibiyidik,
Ama tutamadık.
Aynı anda yanyana olmayı düşlemiştik
Bir olmayı,
Biz olmayı
Ama hayallerde asılı kaldık.

5 Ağustos 2016 Cuma

Ağustos*



Konuşmaya korktuğum konular var,
Kelimelerimden fazla
Korkuyorum çünkü,
Ucunda kaybetmek var,
Korkuyorum çünkü,
Ucunda yalnızlığın yalnızlığı var.

ve yalnızlık kara*
...yalnızlık acı

Öpmeye bile korkuyorum çoğu zaman
"Ya çekerse" diyerekten kendini
Bakmaya korkuyorum,
Karanlığa dalar diye gözleri.

ve karanlık acı
...karanlık, yalnızlık.

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Shh.




  Konuşmayalım 
Sorular da sormayalım birbirimize
Merak etmeyelim geçen bir günümüzü...
Oturalım sadece ahşap bir masanın etrafında,
Kuralım rakı soframızı
Konuşmayalım
Sorular da sormayalım birbirimize.
Nasıl olsa anlatır gözlerimiz içimizdekileri,
Anlatır su karıştırmadan içtiğimiz rakı dubleleri..
Ahşap bir masanın etrafında toplansın tüm dertlerimiz
Sek rakılar iletsin sesimi kulağına... 
Ama konuşmayalım,
Sarhoş olalım biz.


15 Mayıs 2016 Pazar

  


Aslında yazmalara ara vermedim. Benimkisi biraz nadasa çekilme merasamiydi... Lakin geri dönmek istediğimde ise sağlam bir vurgun yedim. Artık eskisi gibi ne yazabiliyor nede ilhamın varlığını yanımda hissediyordum. Tüm sessizliğimle bağırdım; "Nasıl olurdu da böyle körelebilirdim hayatın koşuşturmasına dalıp" diye... Bir şeyler yapmak istesem de günün yorgunluğu galip geliyor, eve geldiğimde ise olduğum yerde sızıp kalıyordum.. Özledim dostlarım sayfalarca yazmayı, kalemimin ucu bitene kadar çizmeyi özledim...
..Ve güzel cümleler biriktirdim sizin için.. En kısa zamanda yuvama dönmem dileğimle.

                                                                                                         Giz..

2 Ekim 2015 Cuma

Bir Röportaj Hali...


Yine yazmalara verdiğim kısa bi aradan sonra herkese MERHABA!
Öncelikle bu sefer duygusal yazıların, geçmiş ama akıllarda kalan anılarımdan sıyrılıp farklı bir yazı için kollarımı sıvamış bulunuyorum
Efendim hemen açıklayayım;
Yayınlarını yakından takip ettiğim Emre yani nam-ı diyar Emre “Crow” Erçetin beni kırmayıp röportaj teklifimi kabul etti… Peki kimdir bu Crow dediğinizi duyar gibiyim. Eh amacımda sizlere tanıtmak değil mi zaten  Lafı fazla uzatmadan röportaja geçelim diyorum
                                    


                      _   KEYİFLİ OKUMALAR !!! _


 "Hayat yaşayarak yaşanır ,okuyarak pekişir ve nefes alarak sürdürülür 
                                              ot gibi bir yaşamaya karşıyım."                                    




Gizem:  Öncelikle beni kırmayıp geldiğin için teşekküre derim

Emre: Rica ederim ben teşekkür ederim

G: Hazırsan ısınma turlarına başlayalım diyorum

E: Tamamdır.

G: Öncelikle bize kendinden bahseder misin? Kim olduğunu bir öğrenelim?

E: 24 Ocak 1992 istanbul doğumluyum. Hayatımın yaklaşık 23 yıllık dönemini tüm standartlara aykırı olarak yaşamış biriyim. Bundan 4 yıl önce Abant İzzet Baysal Üniversitesinde Kimya bölümünde  eğitim görmeye başladım başladım bir kaç yıl sonrasında yaptığım işlerden dolayı İstanbul'a dönmem gerekti  eğitimime Sakarya Üniversitesine  geçiş yaparak kaldığım yerden aynı bölümle devam ediyorum.

G: Peki  Emre neler yapmaktan hoşlanırsın?

E: Hobilerine bağlı bir adamımdır. Buna bağımlılık da diyebilirsiniz, hobiler benim için iş kadar önemli. Çünkü; Beni ben yapan şeylerin hobilerim olduğuna inanıyorum Hatta şöyle bir söz vardır “Dış görünüşümüzü biz seçemeyiz ama karakterimizi biz belirleriz” benim karakterimin belirlenmesini sağlayan şeyler de hobilerim… O yüzden hobilerim benim için cidden önemli. Nedir bu hobilerin derseniz; Yazılımcı bir Annenin oğlu olduğumdan dolayı yaklaşık olarak  4 yaşından beri gelen bir teknoloji hayranlığım var.. Zamanla bu hobiye ek olarak video çekimleri (vlog), fotoğrafçılık, amatör ruhla yaptığım müzik projem ve extreme sporları da ekleyebilirim  yani özetle hobilerine bağımlı kimya okuyan bir adamım..

G: En başta ben biraz online oyunlar hakkındaki sorulara yönelmek istiyorum; Sen online oyunlara ne zaman ve kimin sayesinde başladın?

E:  96 senesinde  bilgisayar ile başlayan oyun dönemimde büyük kuzenimin bilgisayarı ile 4 yaşında Carmageddon Ve Fifa oynayarak başladım tabi bu bilgisayar oylarına başlangıcım oldu. Daha eskilere gidecek olursam 95-96 senelerinde Nes, Atari, Commodore 64  gibi bir çok konsol platformunda oyunlar oynadım. Ama genel olarak oyun kültürümün oluşmasında büyük kuzenimi katkısı var, temeli o attı ve bende üzerine koyarak ilerledim…

G: Online oyun hakkındaki düşüncelerin neler?

E:  Aslına bakarsan benim online oyunlara fazla sempatim yok . Ben direkt senaryo aşığıyım. Bu film olsun oyun ya da kitap olsun yaptığım şeyin hikayesini bilmek isterim. Moba oyunları nedense hiçbir zaman sevemedim. Online oyunların hikayesi olanlarını tercih etmeye çalışıyorum . Yani online olarak oynadığım ne var derseniz World of Warcraft, Star Wars The Old Republic, Lord of the  Rings Online gibi oyunları seviyorum.

G: Çocukluğunda üzerinde büyük etki bırakan, yine olsa yine aynı heyecanla oynarım dediğin oyunlar var mı?

E: Var olmaz mı  Çok net hatırlarım 90’ların sonu 00 başları hemen hemen 7 yaşındayken benim  bütün oyun kültürümü oluşturan  Half Life ve Fallout ile tanışmam, yani birinci gözden aksiyon ve rol yapma oyunlarıyla tanışmam oldu. Bu ikisi aldı götürdü ve her şeyi değiştirdi. Hatta Fallout'un öncesinde çıkan  Wasteland diye bir oyun var Falloutun atasıdır kendisi ben direkt onunla başladım Fallout'tan önce ...

G: Takdir edersin ki çoğu güzel oyuna para yatırmadan oynamak imkansız gibi, bir şey bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

E: Belli bir yaşın altındaki insanlara da ailenin kontrolü altında oynanan tüm  oyunlarda zaten belli bi yere kadar yapılan yatırımın üstüne geçilmez. Gidip misal bir League of Legends oyununda kostüm için üzerine aşırı bir meblağda skin almaya para yatırmak yerine paralarını orijinal  lisanslı oyun, program, orijinal kitap almaya  yatırsınlar. Benim şahsi görüşüm yatırıyorlarsa da oyununa göre değen bir oyuna para yatırmaları doğrultusunda ancak belli bir yaşın üstündeki insanların kendi karar mekanizmaları olgunlaştığı için onlara buradan yorum yapmam yanlış olur. 

G: Çağımızın hastalığı binevi bilgisayar başında oyunlar ile aşırı vakit geçirmeden dolayı oluşan “asosyallik”. Peki seni oyunlar asosyal yaptı mı?

E:  12 yaşıma kadar asosyaldim, lise hayatımda müzik ile tanıştım 15-16 yaşlarında müzikle tanışınca da bu sefer fazla sosyal olmaya başladım ki bu da zararıma oldu. Üniversite döneminde( 2 sene önce) müzik konusunda hızlı gidip bilgisayarı biraz geri plana iterek asosyallikten kurtulduğumu zannetmiştim fakat farklı bir asosyalliğe itilmiştim; Sadece bilgisayarı asosyal unsuru olarak almamak lazım, sadece fotoğraf çekiyorsanız fotoğrafçılıkla asosyal olmuşsunuzdur, çevrenizde sadece bununla alakalı şeyler olur. Yani online bir ortamda tanıdığın kişiyle ya da fotoğraf, müzik çevresindekilerle de sosyalleşirsin ama tek bir çevren olur buda kendi içerisinde bir asosyaliktir zaten.  Olayı sadece bilgisayara yüklememek lazım özetle sadece tek bir şeyi yapanların hepsi asosyaldir tabi ki bu benim görüşüm. Sadece bir şey yapmak yerine kendini bölümlendirir ve bir düzene oturtursan, bunları hayat amacı değil hobi olarak yaparsan o zaman asosyal falan olmazsın çok yönlü olmak demek çok fazla insanla tanışıp tecrübe kazanmak demek bu da ilerleyen dönemlerde insanların pozitif sosyallik olarak döndürebilirlerse çok işlerine yarayacaktır.

G: Buraya kadar hep pc oyunları üzerinden konuştuk ama hepimizin oyuna başlaması konsol oyunları sayesinde olmuştur.. Senin konsol oyunlara ilgin ne düzeyde ve şimdiye kadar kaç konsol oyunun oldu?

E: Yaşım 23 ama 32 yaşındaki adamlar kadar  oyun kültürüne sahibim Commodore döneminde Sensible Soccer oynadığım dönemleri bilirim onun dışında Nintendo'da Mario oynadığım dönemler oldu ki hala Mario fanıyımdır aynı şekilde Zelda da benim için öyle..Nintendo  bir nevi butik gibi; Herkesi bu kadar kapsayaran ama bu kadar oyun kültürüne sahip olan insanları bir arada toplayan başka bir firma yok yani Nintendonun benim için yeri özeldir…

G: Hala oynamaya devam ediyor musun?


E: Oda düzenlememden dolayı Nintendoya dair olan ürünlerimi hep arşive kaldırmam gerekti, o yüzden şuan oynadığım bi ürün yok.. Ama kuzenime verdiğim bir Nintento Wii var hala oradan açıp eski Zeldaları oynadığım oluyor yakın zamanda da 3DS alma planlarım var.

G: Ben birazda Streamerlık ve Youtuberlık olayına değinmek istiyorum izininle...

E: Tabii.

G: Youtuberlığa neden nasıl başladın ve ne kadar zamandır bu işini içerisindesin?

E: Ben yaklaşık geçtiğimiz yıl haziran ayında Youtube işiyle başladım yine haziran aylarında şu anki yayın yaptığım kanalı kurdum ama Youtube maceramın üzerinden 4 sene geçti.. 4 sene önce ortada kimse yokken bir kanal denedim fakat yaptığım işi beğenmedim onu kapattım, sonra 1 sene boyunca araştırıp bir daha denedim ve sonuç; yine kapattım yani 3 tane kanal eskittim özetle ben şu anki kanalımı bu hale getirene kadar yayındaki görüntü kalitesinin (bitrate)  kodlamalarından tutta  video kodlamalarına kadar 3-3.5 senemi verdim bir altyapı oluşturdum. Hayatımdaki taşları yerine koyduktan sonra geçtiğimiz haziran ayında bu işe başladım. Başlarda tabiî ki de bocaladım.. Şuan da da bu iş sayesinde tanıdığım birçok dostum dediğim insan var hayatımda bu zor dönemi beraber atlattığım. Youtube’a oyunculuğa dair her şey kafasıyla çıktım; ekipmanlardan  tutta oyun videolarına kadar.. Kanalımın adı Crows Gamer Channeldı  kanalımın adını Recep Emre Erçetin’e çevirdim ve kanalımın bir mottosu var “Bu kanalda her an her şey olabilir” Yani fotoğrafçılıktan tutunda, oyuna, bilime, müziğe mobil cihaz incelemelerine, yazılım donanımlara kadar her han her şey olabilir ve bu kanalın adı Recep Emre Erçetin ise bu kanal beni yansıtmalı düşüncesindeyim.

G: İlk Twitch ile mi başladın yoksa Youtube üzerinden videolar çekip sonradan Twitche mi yöneldin?

E: İlk Youtuber ile başladım, Youtuberlık yaparken şunu fark ettim ki Türkiye'de oyun oynamayı izlemeyi seven 7’den 70’e  bir kitle var. Elinde ekipmanları olmayan kesim ise daha çok oynayanların oyununu izlemek isteyip yayıncıyla iletişim haline girmek istiyor. Bir gün dedim ki  “Youtubeda tek başına oyna videosunu çek keyif almıyorum, başkalarınla oynayınca oyun oynamak daha zevkli  hem oyunu oyunculuğu ve oyun kültürünü elimden geldiğince aktarmaya çalışırım hem de kanalda da farklı şeyler yapabilirim” düşüncesiyle Twitche başladım. Bir diğer mottomda Youtube ve Twitch için geçerli olan “ 1 kişi ile 1000 kişiye yaptığım yayının arasında hiçbir fark yok, ben 1 kişiye de aynı yayını yaparım 1000 kişiye de..” diye.. Kanala bot atanlara bir nevi bu mottoyla tepki olarak başladım Twitche sonrasında güzel bir kitlemiz oldu aile gibi olduk güzel bir muhabbet ve sohbet ile iletliyoruz…

G: Yayınlarının ve çektiğin videoların içeriği nedir?

E: Yayın içeriğim oyun kültürünün insanlara aktarılabileceği şekilde olan tüm oyunları kapsıyor.

G: Bir canlı yayından beklentilerin nelerdir?

E:  Beklentim sadece chat panelini akması bir kişi bile olsun orada yazsın bana o yeter, trollemesin kurala uyarak yazsın chat aksın hepsi bu.  

G: Twitch yayınlarını Youtube projesini beraber götürdüğün arkadaşların var mı?

E: Bakıldığında pek bir şey gözükmese de bu projelerin arkasında taş gibi bir ekip var. Gerek arkadaşları ve dostluklarıyla. Tasarımları yaparken akıl aldığım büyük kuzenim var , web sitemi yaparken akıl aldığım diğer bir kuzenim var. Bunların dışında ise Burak ve Berk var kendileri “kardeşim” dediğim kişilerden. Birde şimdi yeni yeni kurmakta olduğum bir moderasyon ekibi var tamamen gençlerden oluşan ancak genç dediğime bakma inan hepsi birer canavar. Kanalın sahibi ben gözüksem de arkada ekip ile birlikte ilerliyoruz…

G: Senin için çok izleyici az chat ortamı mı yada az izleyici durmak bilmeyen chat mi yoksa ikisinde de denge arayanlardan mısın?

E:  Kesinlikle denge

G: Genellikle yayınlarda bir Ddostur Droptur muhabbeti alıp başını gidiyor. Peki nedir bu terimler? Yayınlarında hiç başına geldi mi?

E: Ddos yayıncının interneti üzerine yapılan ping saldırısıdır. Online oyun oynayan ve online yayın yapan insanlar belli serverlera bağlanırlar bu serverlarla bilgisayar arasında bir paket alışverişi vardır, internet aslında fiber yada bakır tellerle birbirine kodlanmış paketlerin transfer edildiği bir sistem. Servera seninle server arasındaki bağlantıya  ping saldırısı yapıp senin ağdan kopartıyor. Drop ise yayınlardaki takılma donma yani duraklamadır. Atlanan kare de diyebiliriz.. Saniyede 60 kare veren yayın droplarsa saniyede 60 kare atlanması demektir. Canlı yayın ayarınızla bilgisayar ayarlarınız uyuştuğu gibi açılan oyun sistemle uyuşmuyorsa drop alınır, internet yavaşlarsa da drop alınabilir… Zamanında bende ddos yedim yapanı yakalayıp canını da okudum bu arada bunun dışında drop olayını da yaşadım ve uzun bir süre yayınlara ara vermem gerekti. İnternetimin ve bilgisayarımın belirli ayarları tutmamasından dolayıydı bu drop olayı şimdi elimde çok daha güzel internet ve sistem var o nedenle sorun yaşama durumum kalmadı gibi bir şey.

G: Çoğu izleyicin senin nasıl bir bilgisayardan yayın yaptığını sistemini merak ediyordur elbette, bir kere de buradan sistemini öğrenebilir miyiz?

E: Sistemimi merak eden insanlar Twitch ve Youtube kanalımdan bakabilirler. Yayın yapmayı düşünen arkadaşlarımız için tabiki de iyi bir sistem şart ancak oyun oynamak isteyen arkadaşlar için tek söyleyeceğim grafikleri boş verin çalıştırabileceğiniz tüm oyunları oynamaya çalışın ve oyun kültürünüze kültür katmaya bakın çünkü size esas lazım olacak şey o. Gerçek anlamda iyi bir oyun hayata bakışınızı bile değiştirebilir inanın.

G: Twitch üzerinden yayın yapmayı ya da Youtube için video çekmeyi düşünen arkadaşlarımız için bi önerin, tavsiyen var mıdır?

E: Öncelikle herkese sabır diliyorum çünkü zor bir kitleyle karşılaşacaklar sonrasında şans diliyorum. Başlarken benim pek şansım olmadı. Bir ekip kurarken yanlarına kendilerini satmayacak kişileri alsınlar. Canlı yayındaysa en az bir moderatör olabiliyorsa profesyonel web tasarımcı bir grafiker ve eğer kişi Youtuberlık yapıyorsa montaj programı kullanmayı bilen kişileri alsınlar ekiplerine. Böyle birkaç işi yapabilen minimum düzeyde bir ekip kursunlar işleri kolaylaşır. Yok ben kendim bazı şeyleri halletmek istiyorum derlerse öncelikle Adobe Premier Pro ya da Camtasia Studio kullanmayı öğrenmeleri gerek montajlar için ,  Thumbnail olayı için Adobe Photosop şart tabi ki de, Fraps ya da Shadow Play lazım birde oyun kayıdı için, Audacity ya da Adobe Audition gerekli ses kayıdı için de. Olayın canlı yayın boyutuna geçersek Xsplit ya da OBS programı gerekli öncelikle, konsoldan yayın yapıyorsa capture cihazı alıp onu kullanmayı öğrenmesi gerekli birde kişinin yani kısacası çok emek vermeleri gerek öğrenmek adına ama bu söylediklerimden kimse korkmasın çünkü yaptıklarının sonunda başarılı olduklarını hissedecekler. Az izlenmeleri vs onların başarısız olduğunu göstermez.

G: Twitch senin için bir iş mi yoksa daha çok hobi olarak görenlerden misin?

E: Hobi. Çünkü ben bundan para kazanma amaçlı bu işe girişmiş biri değilim. Bağış gelirse de yayının kalitesi için kullanırım. Ancak yayınlarımın devamlı olarak düzenli gelmesi de tabi ki biraz bağışlara bağlı oluyor.

G: Gelelim diğer seni sen yapan özelliklerine, hobilerine; En başta Müzik.. Müzik senin için nedir? Ve  müziğe olan ilgin nasıl başladı?

E:  Ben gözümü dünyaya açtığımda beni doğurtan Doktor doğumda Iron Maiden dinliyormuş. İşin komik tarafı doğum anında ise arkada Müslüm Gürses çalmaktaymış bana da Annem söylemişti. Bunun dışında Babam gençken Bateri çalıyormuş. Soft rock blues falan... Bende 7 yaşında Metallica konserine gidince gitar bana ben gitara bağlandık.18 yaşıma kadar çok ağır metal müzik dinlemekle birlikte çeşitli müzikler de dinledim. 16 yaşında müziğe başladım ve müziğe başlamamdaki en temel neden üretme isteğimdi. Bunu bi şekilde baskılayamıyordum ve böyle bir yol buldum . Merak ettim, üretebileceğime inandım kursa gitmedim çevremdekilerden bir kaç kez yardım aldım, sahne tecrübem oldu bol şekilde stüdyo tecrübem oldu oluyor da. 3-4 gitarım ve bolca pedalım ile müzik hayatım hala mevcut. Fakat eskiden sadece metal yaparken şimdilerde reggieden tut jazz, fusion, altertanif vs gibi her şeyi bir araya getirebilceğim indie işler yapmaya ve bunları da belli bir kompozisyon haline getirebileceğim işler yapmayı seviyorum. Ancak aramızda kalsın hala metal ve progresif işler yapmanın zevki bir farklı gelmekte.
 

G: Beraber çaldığın bir grubun var mı yoksa sanatını icra ederken tek başına kalmayı sevenlerden misin?

E: Öncelikle yaptığım şeyin sanat olduğunu düşünmüyorum çünkü sanat çok özel bir şey benimki hobi. Benimle müzik konusunda çok insan çalışıyor fakat genel olarak kendi başıma yapıyorum, kendim yazıyorum, çalıyorum ve kayıt alıyorum…

G: Elektro gitarı ilk eline aldığında kaç yaşındaydın?

E: 16

G: Müzik konusunda atmayı düşündüğün adımların var mı yoksa sadece çalıp rahatlamak mı amacın?

E: Yok.. Yani bir albüm yapacak olsam etrafımdaki belli başlı kişilere veririm dinlesinler diye :) onun haricinde atmayı düşündüğüm bir adım yok. Kendi kafamda takılıyorum tamamıyla benim kişisel hobim. Ama özel zamanlar oldu mu da sahneden kaçmam orası ayrı konu :).

G: Bildiğim kadarıyla sende fotoğraf çekme sevdalılarındansın.. Çekimlerini sürdürdüğün makinen hangisi? Genelde ne tarz ortamlarda fotoğraf çekimi yaparsın?

E: Tamamen dış çekim kullanıyorum çekimlerimde. Eğer bir model kullanacaksam insanlardan ziyade hayvanları yada objeleri kullanmayı tercih ederim. Birkaç tane makine kullanıyorum ve gelecek olan makinalar var. Şuan birkaç makine kullanıyorum ve yolda gelecek olanlar da var.   Instagramımdaki fotoğrafların bir kısmı 1986 model Zenit 12XP ile çekilen tamamen filtresiz fotoğraflar. Daha sonrasında fotoğrafları tab ettirip dijital ortama aktardıktan sonra çok küçük bir oynamalar yaptım. Ben hala analog çekim yapmayı seviyorum. Analog makinalara karşı özel bir hayranlığım var.. Vlog video çekimlerimi Canon SX600HS ile yapıyorum bunun dışında GoPro Hero 4 ve Canon 760D ise siparişleri verildi yolda gelmekte yakında elime ulaşır. Dijital çekimlerimi  Canon SX600HS ile yapmaktayım şu aralar ve tabi ki birde iPhone var :) bunların dışında birde FullHD bir Samsung video kameram mevcut.

G: Peki bu fotoğraf çekimlerin adına bir sergi açmayı düşündün mü hiç?

E: Var ama yakın tarihte değil. Web sitemde onunla ilgili projenin ilerleme durumunu görebilirler.

G: Birazda gelelim blog yazılarına;görsellikten ziyade söz uçar yazı kalır diyerekten yazılara da önem veriyorsun sanırım.. Blog yazılarının içeriği nedir? Orada ne üzerine yazıyorsun, oyun hakkında bilgilerin olduğu bir blog mu?

E: Orası da aynı Youtube kanalım kafasında ilerliyor. Yani yine aynı motto “Her an her şey olabilir”

G: Web Sitene baktığımızda Teknoloji ve Bilim ile ilgilendiğini görüyoruz. Bize biraz bilime olan ilginden de bahseder misin? Halihazırda yaptığın bir şey var mı yoksa sadece bilim ile ilgili olup okuyup bırakanlardan mısın?

E: Kimya bölümünde okuyorum ve Kimya benim için çok eğlenceli bir Bilimdir ve Bilimin de sonu gelmez. Ben her zaman yenilikleri seven bir insanım yani bir şeyin sonu gelmesi hoşuma gitmez ve bu yüzden bu kadar uğraşın arasında ben Kimyayı seçtim. Çünkü Kimyanın bir sonu yok aynı şekilde Biliminde sonu olmadığı için bilimsel araştırmalar yapmayı çok seviyorum. Bazı Hocalarımın bilgisi dahilinde patentini üzerime aldığım resmi bir proje mevcut. Benim için bilim Teknoloji ve Sanat birbirlerinden ayrılamayacak kadar özel. Onun için araştırmalar yaptığım kadar üzerinde çalıştığım projelerde mevcut.

G: Röportaj boyunca daha çok hobilerine yöneldik gibi… Biraz daha farklı yönlerine değinmek istiyorum ben yazının sonlarına yaklaşırken; Bunca şeyin haricinde çalıştığın işi merak etmedim değil.. Nerede çalışıyorsun?

E: En temelinde Apple firmasının iOS platformunda yazılım geliştiricilik yapıyordum ancak Google firmasından aldığım bir teklifle birkaç gün önce bir iş değişikliğim oldu şuanda çok farklı bir konu üzerinde çalışıyorum ancak bunu açıklamam şu an için malesef yasak :).

G: Okuduğun bölümle yaptığın işin aynı sayılmaz.. Seni yazılımcı olmaya iten şey neydi?

E:  Yazılımcı bir annenin çocuğu olduğum için beni o yola iten kişi de Annemdir

G: Nasıl ve tür proglamlamalar yapıyorsun?

E: Uygulama yapımıyla ilgileniyordum ancak dediğim gibi şuan çok farklı bir işle ve değişik 
programlama dilleriyle çalışıyorum.

G: App storeda geliştirilmesinde bulunduğun uygulamalar var mı?

E: Yok… iOS platformunda hali hazırda geliştirilmiş programların uyumluluğu konusunda çalışıyordum ben.

G: Peki iOS mi Android mi daha rahat sence?

E: Rahatlık açısından kesinlikle iOS her ne kadar Google'a geçsemde gerçekler ortada :) .

G: Yazılım kısmına yönelmek isteyenlere şuradan başlarsanız daha iyi olur dediğin neler var?

E: Kitap okuyarak başlasınlar. Algoritma geliştirme ve programcılık kitapları alıp okusunlar. İnternetteki bilgilerin arasından kirliyi temizi ancak öyle ayırabilirler. Bunu ilerletmek istiyorlarsa kesinlikle iyi bir firmadan sertifika alarak gerçek bir yazılımcı olmaya çalışmalarını tavsiye ederim. Eğer bunları yaparlarsa üniversite diploması olmadan da yazılımı olabilirler fakat yine de bu işi en iyi halde yapmanın yolu bunun eğitimini 4 yıllık bir bölümde almaktan geçer.

G: Yayın,iş, okul ve hobilerine koşuşturmak seni gün içerisinde yormuyor mu? Hepsine ayrı ayrı yetişmeye çalışırken parçalarına ayrılmıyor musun?

E: Daha önce de dediğim gibi Bilim Sanat ve Teknoloji birbirinden ayrılamaz. Beni ben yapan şeyler Bilim Sanat Teknoloji bunlar bir aradayken ben ben olabiliyorum. Sanat insanın ruhunu beslerken bilim zekasını  besler, bilimle beslenen ve sanatla doyurulan  bir ruh ve zeka birleşimi de yeni şeyler üretir ve o da teknolojik anlamda bizi besler. Bu bağlamda teknoloji ile alakalı yaptığım oyunlar aslında benim hobilerim ve bunlar benim hobilerim olduğu için pozitif etkenim oluyor. Hal böyle olunca bunlarda benim işimde ve okulumda daha bir motivasyonla çalışmamı sağlayıp bana başarı getiriyor. Dolasıyla beni yormuyor.

G: Kimya müzik yazılım yayıncılık vs. bunlar birbirinden bağımsız şeyler. Peki bunları ortak paydada toplayan şey nedir?

E: Bir Karganın deli saçması hepsi bu =)

G: Bu kadar şeyi bir arada yapıyor olmanı hırslı olman ile örtüştürebilir miyiz?

E: Hayat acımasız ve benden çok şey aldı. Şimdi benim hayattan alacaklarım var ve ben bunları peşin olarak tahsil ediyorum. Hırs, öfke, azim tek tek hiçbiri değil direkt olarak hepsi var. Birçok duygunun bütünü sonucunda bu kadar şeye girebiliyor insan. “Bunlar hırs mı?” diye soracak olursan eğer evet ama mutlu olmak için hırs yaptım bu kesinlikle atlanmaması gereken bir husus.

G: Noktayı koymadan önce bize birazda hayallerinden bahsedebilir misin? İleriki yıllar için hedeflerin nelerdir?

E: Şuanda üzerinde çalıştığım projeleri en iyi hale getirmeye çalışıcam bundan sonraki dönemde de. Bu bağlamda Bilimi Sanatı ve Teknolojinin hepsini bir arada kullanarak birşeyler yapmak insanalara birşeyler vermek, onlara birşeyler katmak istiyorum. Bu saatten sonrada  şuan kafamda oluşmuş olan ama açıklamadığım bazı projeler hala mevcut , elimde istediğim bir kitle oluşursa düşündüğüm gibi ilerleyen  dönemde farklı şeyler yapmayı hedefliyorum.

G: Son olarak okuyucuların seninle iletişime geçebileceği adresleri de söyleyebilir misin?

E:  Tabi;
Steam

G: Emreciğim sana en başta çok teşekkür etmekle birlikte değerli zamanından bana ayırıp soruları sıkılmadan cevapladığın için minnettar olduğumu belirtmek isterim...

E: .Asıl ben teşekkür ederim sesimi duyurmama yardımcı olduğun için ek olarak gerçekten bir şeyleri açıklayabildiysem ne mutlu bana :)

G: O halde tekrardan görüşmek üzere diyorum :)

E:  Beni takip etmek isteyenleri yayınlarıma Youtube kanalıma ve sosyal medya adreslerime beklerim. Görüşmek üzere diyorum bende  :)

Eveet arkadaşlar biz bu röportajın yapım aşamasında fazlasıyla eğlendik umarız sizde okurken keyif almışsınızdır  Gözünüze sağlık diyor

                               Musmutlu günler diliyorum ^.^
                                                                                                           Giz…